Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın severek okuduğu Harry Potter serisi, aslında bir kadının hayatındaki en zor dönemlerden doğdu.

Evet, J.K. Rowling…
Bir zamanlar kimse tarafından tanınmayan, geçimini zor sağlayan, defalarca reddedilen bir yazardı.
Ama yılmadı.

Rowling ilk kitabını yazarken küçük bir çocuğuyla tek başına yaşıyordu. Kitabını yayınevlerine gönderdiğinde ise neredeyse on bir farklı yayınevi onu reddetti.
Çoğu yazar o noktada “demek ki olmuyor” derdi.
Ama o öyle demedi.
Kendine şu sözü hatırlattı:

“Bazen dibe vurmak, hayatın seni yeniden inşa etmesi için bir fırsattır.”

Ve vazgeçmedi.
Sonunda kitabı kabul edildi.
Bugün sadece edebiyat tarihine değil, milyonlarca gencin hayal gücüne de yön veren bir isim haline geldi.

Rowling’in hikayesi, aslında öğrenciler için de çok tanıdık bir şey söylüyor:
Başarıya giden yol, reddedilmekle, düşmekle, zorlanmakla doludur.
Ama önemli olan, o düşüşlerde kalmamak.

Bir deneme kötü geçebilir.
Bir konuyu anlamakta zorlanabilirsin.
Ama bu, senin “yapamayacağın” anlamına gelmez.
Belki de sadece “henüz” yapamıyorsundur.

Rowling’in başarısı, mucize değil — ısrarın ve inancın sonucudur.
Her sabah yeniden denemeye cesaret etmenin, bir hedefe inanmanın, “belki bugün değil ama bir gün olacak” diyebilmenin ürünüdür.

Unutma, bazen hayat seni geriye çekiyormuş gibi hissettirebilir.
Ama tıpkı bir yay gibi — o geri çekilme, seni fırlatmak içindir.
Yeter ki bırakma.
Çünkü senin de kendi hikâyeni yazma sırrın, belki de o bir sonraki denemede saklı.