Bazı insanlar vardır ya…
Hayat onlara en zorlu şartları verir ama onlar o şartları bir laboratuvara çevirir. İşte Stephen Hawking tam olarak böyle bir insandı.

21 yaşındayken, ALS adı verilen kas hastalığı teşhisi konulduğunda doktorlar ona sadece birkaç yıl ömrü kaldığını söylemişti. Yani çoğu insanın hayaller kurmaya bile cesaret edemeyeceği bir anda, onun önünde sadece “birkaç yıl” vardı.
Ama Hawking pes etmedi.
Tam tersine, o yıllar içinde evrenin sırlarını çözmeye başladı.

Hawking’in hayatı bize çok net bir şey söylüyor:
Sınırlı olan bedenimiz olabilir ama zihnimiz sonsuzdur.
O tekerlekli sandalyede, konuşma yetisini bile kaybetmiş haldeyken bile, evrenin kara deliklerini, zamanın doğasını, insanlığın en büyük sorularını araştırdı. Çünkü biliyordu ki, gerçek güç kaslarda değil, düşüncede saklıdır.

Bir öğrenci olarak bazen “yapamıyorum”, “yetişmiyor”, “zaten zor” diye düşündüğün anlar olabilir. Ama bir an dur ve Hawking’i hatırla.
O, bir sınavı geçmeye değil, zamanın sırlarını çözmeye odaklanmıştı.
Ve en zor koşullarda bile bunu başardı.

Hawking bir röportajında şöyle der:

“Eğer her zaman şikayet ederseniz, kimse size kulak vermez. Hayat ne kadar zor olursa olsun, yapabileceğiniz bir şey mutlaka vardır.”

Bu söz, aslında tüm öğrenciler için bir pusula gibi.
Evet, bazen bir deneme kötü geçebilir, bazen hedef net tutmaz, bazen çevren anlayışsız olur.
Ama sen o anda durup, “benim de yapabileceğim bir şey mutlaka var” diyebiliyorsan, işte o zaman kontrolü ele almışsın demektir.

Unutma:
Hawking’in evren hakkındaki en büyük keşifleri, fizik laboratuvarlarında değil, zihninin sessizliğinde oldu.
Senin de başarıların, sabırlı düşüncelerin içinde gizli.

Belki de şu an yaşadığın zorluk, seni gelecekte kendi “kara delik”lerinden ışığa çıkaracak o gücü hazırlıyordur.
Vazgeçme.
Çünkü senin potansiyelin, evren kadar geniş.