Serena Williams ismi bugün spor dünyasında “efsane” olarak geçiyor.
Ama çoğu insan onun sadece bir tenis şampiyonu olduğunu sanıyor.
Oysa Serena’nın hikayesi, başarıdan çok daha derin bir mesaj taşıyor:
Azim, sabır ve inanç varsa, hiçbir engel seni durduramaz.
Serena küçük yaşta başladığı tenis yolculuğunda defalarca dışlandı, eleştirildi, hatta “bu spor sana göre değil” diyenlerle karşılaştı. Ama o hiç durmadı.
Her gün aynı sahaya çıkıp, aynı raketi eline aldı.
Her antrenmanda biraz daha güçlendi.
Ve sonunda sadece tenis kortlarında değil, hayatın kendisinde de “kazanan” olmayı başardı.
Bir röportajında şöyle diyor Serena:
“Kazanmak için mükemmel olman gerekmiyor. Ama inanman gerekiyor.”
Bu söz aslında bir öğrencinin masasının üstüne asması gereken türden bir cümle.
Çünkü başarı, bazen bir anda gelen büyük sonuç değil; her gün yeniden denemekten, her sabah yeniden inanmaktan geçiyor.
Bazen bir denemede hedefin tutmaz, bazen konuları bitiremeyince moralin bozulur. Ama hatırla — Serena da her maçı kazanmadı.
O da yenildi.
Ama her yenilgiden sonra korta bir kez daha çıktı.
Farkı yaratan da tam olarak o “bir kez daha deneme” cesaretiydi.
Serena’nın hikayesi bize şunu öğretiyor:
İster sporda, ister sınavda, ister hayatta olsun — sınırlarını başkaları koyamaz.
Sınırlarını sen belirlersin.
Ve sen “devam ediyorum” dediğin sürece, hiçbir başarısızlık seni tanımlayamaz.
O yüzden, bir sonraki denemene girerken aklında şu cümle olsun: