Bazı insanlar doğuştan “şanslı” sanılır. Sanki her şey onlar için kolaydır, zorluk diye bir şey yoktur. Ama gerçek şu: başarı hiçbir zaman bir tesadüf değildir.
Thomas Edison’un hikayesi bunun en canlı örneklerinden biridir.

Bugün kullandığımız ampul, ses kayıt cihazı, film projektörü gibi buluşların çoğunun arkasında Edison’un bitmeyen denemeleri var. Ama çoğu insan onun sadece “ampulü bulan adam” olduğunu sanır. Oysa Edison’un hayatı, tam bir azim laboratuvarıdır.

Edison’un en meşhur sözü vardır:

“Ben başarısız olmadım. Sadece işe yaramayan 9999 yol buldum.”

Bu cümle, bir öğrencinin masasının üstünde asılı dursa yeri var. Çünkü hepimiz bazen bir soruyu çözemeyince moralimizi bozuyoruz, bazen bir denemede istediğimiz neti yapamayınca “olmuyor galiba” diyoruz.
Ama Edison, tam tersine, her denemesinde bir adım daha ilerledi. Her yanlış sonuç ona “bir sonraki sefer neyi değiştirmesi gerektiğini” öğretti.

Edison’un okuldaki öğretmeni ona “zeka geriliği var” demişti. Düşünsenize, bugünün en büyük mucitlerinden biri, o zamanlar “yetersiz” görülüyordu.
Ama o yılmadı. Çünkü onun için başarı, doğuştan gelen bir yetenek değil, her gün biraz daha denemeye devam etmekti.

Bir düşün: Edison o gün pes etseydi, belki bugün geceleri ışıklarımız yanmayacaktı.
Sen de bir konuyu anlamakta zorlandığında, denemelerden sıkıldığında, unutma — belki de o konudaki “ampul” tam bir adım ötende yanacak.

Edison’un hikayesi bize şunu hatırlatıyor:
Başarı bir anda gelen bir mucize değil, binlerce küçük denemenin toplamıdır.
Ve o denemelerin her biri seni hedefine biraz daha yaklaştırır.

Yani bir dahaki sefere bir denemede istediğin sonucu alamadığında kendine şunu hatırlat:

“Belki de ben de şu an kendi ampulümü bulma yolundayım.”